Müşfik Erem - Zeki Kılıç

2. TİP'in kuruluşunda Behice Boran'la birlikte görev almış, İstanbul İl Başkanlığı da üstlenmiş olan Müşfik Erem ile Yürüyüş dergisini yayına hazırlayanlardan TİP'in Ankara İl Başkanlığını yapan Zeki Kılıç'ın ardından...

Müşfik Erem, Türkiye İşçi Partisi saflarında politika yapan biriydi:TİP'in ilk dönemindeki çalışmalarının ardından, 2. Partinin kuruluşunda da yer aldı. Saymanlık, İl Başkanlığı görevlerini yürüttü. TMMOB Mimarlar Odası'nda etkin bir mimardı, 1976'da Parti takvimini çalışmasını başlatmış ve toplatılan bu çalışma ile ilgili ceza da almıştı.

Zeki Kılıç da, Partinin ilk döneminde Emek Dergisi çevresinde yer aldı.12 Mart döneminin hemen ardından Emek Dergisindeki çalışmaları sırasında, iki yıl kadar ceza aldı, Haymana Cezaevinde kaldı. 2.Dönemde Ankara İl Başkanlığıı ve Yürüyüş Dergisindeki çalışmaları yürüttü.  12 Eylül sonrasında Parti çalışmalarında ve sonrasında TBKP'de merkezi düzeyde faal olarak yer aldı. Kürt Özgürlük Hareketi'nin sempati ile baktığı isimlerdendi.

zeki kılıç, müşfik erem, neşet kocabıyıkoğlu

Selim Mahmutoğlu'nun Zeki Kılıç için yazdıklarından 06.05.11

Zeki Kılıç'ı kaybettik.
Bilgiyi Neşet'ten (Kocabıyıkoğlu) aldım. Neşet haberi verirken besbelli çok kötü durumda, ama sonucu söylemeden olayın nasıl olduğunu uzun uzun anlatarak beni de kötü habere hazırlamaya çalışıyordu. Hastaneye kaldırılışı, anjiyo, damarlardaki tıkanıklığın oranlarını vb. Tabii ne olduğunu hissettim ama gene de yanlış anlamayı mı tercih ettim bilmiyorum, Neşet'in sözünü kestim. Neşetciğim,  Zeki nasıl, iyi mi? diye sorduğumu hatırlıyorum. Acı haberi aldım.
Bir yoldaşımızı kaybettik. TİP'in Ankara İl Başkanı, MYK ve Başkanlık Kurulu Üyesi, Kitle Örgütleri  sorumlusu; önce Teknik-İş, sonra Sosyal-İş yöneticisi, Barış Derneği üyesi, TBKP  Polit büro Üyesi  vs. Bunların hepsi doğru ama bu kadar değil. Zeki'yi bunlarla sınırlarsak sanırım eksik anlatmış oluruz.  Çünkü Zeki aynı zamanda Kürt özgürlük hareketinin çok sağlam bir neferiydi. Bu, onun hayattaki çok önemli varlık nedeniydi. Çevresindeki herkese bunu baştan deklere eder, bu konuda her koşulda bildiğini söyler, lafını hiç bir zaman esirgemezdi.
İyi ki de öyle yapmış sevgili Kürt arkadaşım. O'nu çok yakından tanımış, birlikte çalışmış olmaktan çok mutluyum.
Başta sevgili Nur olmak üzere tüm ailesine, yakınlarına, sevenlerine ve yoldaşlarına sabır ve başsağlığı diliyorum.
Selim Mahmutoglu 06.05,2011

 

Metin Karaçam'ın, Müşfik Erem için yazdıklarından 22.05.12

Müşfik Erem'i tanıyanlar yazmış. İyi bir sosyalist idi, çok birikimliydi, mücadele adamıydı. Bunun gibi birçok tanımlama Müşfik ağabey için geçerlidir ama yeterli değildir. O çok iyi bir insan olduğu için, paylaşmayı, karşılıksız vermeyi yaşam biçimi olarak kabul ettiği için Sosyalist idi ve hep öyle yaşadı.

Müşfik ağabeyi tanıdığımda "herşeyi bilen", "meselelerin derin tahlilini yapan" hızlı sosyalist geçinenlerden biriydim. Bizleri - ki çocukları, yeğeni Tunç da olmak üzere sabırla dinler yol gösterirdi.

Hiçbir ukalalığımıza tepki vermeyen, sanki sinirleri alınmış bir adamdı. 12 Mart döneminde kaç uyarılarına aynı sakinlikle," ben kaçmak için sosyalist olmadım" diyecek kadar kararlıydı.

Genç Öncü yöneticisi iki çocuğu için kaygılanmaz mıydı? Elbette ama Nuran teyze dışında hiç kimse onun gözünün seyirdiğini görmemiştir. Müşfik ağabey güzel bir sofra adamıydı, bizler o dönemin Genç Öncü yöneticileri, Müşfik Ağabeyin rahle-i tedrisinden geçmiştik ve rakı içmeyi de ondan öğrenmiştik.

İlk seferinde ben utancımdan içmem demiştim ama Müşfik Abi nin kadife yumuşaklığındaki ısrarı ile ilk rakımı içmiştim. Sonra Işık beni zarla zorla temizleyip yatırmıştı. Pijamalar Evren den olmak üzere. Ertesi sabah mis gibi kızarmış ekmeklerle Müşfik- Nuran Erem çifti bizi sofrada hiç sitemsiz bekliyordu.

Ben bir daha başka hiçbir evde bu kadar rahat ettiğimi hatırlamam.

Gece geç saatlere kadar süren yönetim kurulu toplantılarında, karizmayı çizdirmemek adına erken çıkmayı teklif edemezdik. Nedeni, o dönem Işık ve ben riskli sayılacak yerlerde oturuyorduk.

Partili hayatımda en yakın iki arkadaşımdan biriydi Işık. Gecenin kör saatlerinde Süreyya'nın oralardaki evine bırakmak benim işimdi. Bir kere bile Nuran teyze beni kapıdan geri yollamamıştır.

Davutpaşada ziyaretime gelen yine Müşfik ağabey ve Nuran teyze idi. Onun sayesinde temiz pantolon gömlek çorap sahibi olmuştum. Görüş sonunda giderken o yakışıklı güzel bakışı ile "hadi gençler kolay gelsin" demesi otuz üç yıldır unutmadığım bir sahnedir.

12 Eylül sonrası iyi niyetinin defalarca kullanılmasına şahit olmuş biri olarak bir iki defa uyarmaya kalktığımda, her zamanki çelebiliği ile yumuşacık gülümsemesi sözümü kesmiştir.

Adam gibi adam diye tanımlanacak, türünün son örneği bir iki büyüğümden biri olarak, ışıklar içinde yat.

 

Neşet Kocabıyıkoğlu'nun Müşfik Erem ve Zeki Kılıç için yazdıklarından:

Müşfik Erem Abimizi yitirdiğimizi öğrenince hemen aklıma bu fotoğraf geldi. Bu fotoğraf Türkiye İşçi Partisi'nin ikinci kuruluş günü çekildi. Nur'u Ziya sokaktaki parti binasında. Solda geçen yıl yitirdiğimiz sevgili Zeki Kılıç arkadaşımız, ortada ben ve sağda da şimdi yitirdiğimiz sevgili Müşfik Erem Abimiz. Demek ki parti kurucusu ve sonra da en üst parti kurullarında yönetici olan bu iki arkadaşımız ile, benim gibi gibi yaşı yeterli olmadığı için parti kurucusu olamayanlar bir köşede geleceğe yönelik beklentilerimizi paylaşmışız.

Sevgili Müşfik Abi'nin, Türkiye İşçi Partisi'nin yeniden kuruluşunda büyük emeği vardı. Sayıları hiç de az olmayan arkadaşımızın doğrudan onun kişiliğinden etkilenerek partiye geldiğini biliyorum. Türkiye İşçi Partisi'nin ilk Başkanlık Kurulu'nda Genel Sayman görevini yüklendiğini hatırlıyorum. Aynı zamanda da İstanbul İl Başkanlığı görevini yürütüyordu. Her ikisi de çok zorlu görevlerdi. Mimarlar Odası’nın onun ölümünün ardından vermiş olduğu o güzel ilanda belirtildiği gibi, Mimarlar Odası’nı toplumcu çizgiye getiren kuşağın öncülerindendi. 1973 ve 1974 yıllarında Mimarlar Odası İstanbul Şubesi İkinci Başkanı, daha sonra 1975 ve 1976 yıllarında Başkanı olmuştu. Mimarlar Odası Yönetim Kurulu’nun 22. Döneminde de (1976-1977) merkez yönetiminde bulunmuştu. Yani TİP kurulduğu zaman, partideki görevleri yetmiyormuş gibi, Mimarlar Odası’nın da yöneticiliğini yapıyordu. Parti kurulduktan sonra, onca işinin arasında kıdemli bir oda yöneticisi ağabeyimiz olduğu için, vakit buldukça, mühendis ve mimar odalarında yönetici konumlarda olan bizlerin eşgüdümünü sağlamaya yardımcı oluyor, fikir üretmeye, sorunları aşmaya katkı sağlıyordu. Bu arada bir mimarlık bürosunun sahibi olarak da geçimini sağlamaya çabalıyordu.

Tabii Müşfik ağabey’den söz edip, Mimarlar Odası İstanbul Şubesi’nde onunla aynı yönetim kurullarında çalışan, onun yönetimdeki görevini bırakmasının ardından Mimarlar Odası İstanbul Şube Başkanı olan Engin Omacan arkadaşımızı da anmamak olmaz. Genç denebilecek bir yaşta yitirdiğimiz Engin Omacan da entelektüel düzeyi yüksek, özverili, nitelikli bir başka arkadaşımızdı.

Bu kadar zorlu görevleri yerine getirmeye, bu arada da kendi işlerini yürütmeye çalışan Müşfik Abi bir süre sonra iş temposunun ağırlaşması nedeniyle sanırım önce Başkanlık Kurulu'ndaki görevini ve İstanbul İl Başkanlığı'nı, daha sonraki yıllarda da Merkez Yönetim Kurulundaki görevini bırakmak durumunda kaldı. Sonrasında partinin aktif bir üyesi olarak gerektiği zaman her görev için hazırdı.

Mimarlar Odası’nda da yönetim görevinden ayrıldıktan sonra pek çok göreve koşturmuş olmalı. Mimarlar Odası’nın aynı ilanından 38. Dönem Soruşturma, Uzlaştırma Kurulu Asıl Üyesi olduğunu da öğreniyoruz. Bu görevi aşağıda değineceğim 12 Eylül’deki mahpusluk döneminden sonra yapmış olduğunu düşünüyorum.

Müşfik Abi 1976 yılında, kendisine destek veren arkadaşlarla birlikte çok güzel bir ''1976 Yılı TİP Takvimi'' çıkartma görevini yürütmüştü. Çok beğenilen bu takvimde yer alan bir Jose Marti şiiri nedeniyle Müşfik Abi aleyhine 142. maddeden bir de dava açılmıştı. 12 Eylül darbesi yapıldığında Müşfik Abi hem TİP yöneticisi olduğu için hem de yukarıda sözünü ettiğim takvim nedeniyle iki davadan tutuklu olarak yargılandı, ceza yedi ve onunla birlikte yatan arkadaşlardan öğrendiğime göre beş yıla yakın bir süre cezaevinde kaldı.

Bu takvimi hazırlarken kendisine yardımcı olan ekipten (daha sonraları TİP Şişli İlçe Başkanlığı görevini yapan) Osman Kapusuz takvim çalışmalarını şöyle anlatıyor: “O ‘devrimci’ takvim çalışmasını Müşfik Abi başlatmış ve bu çalışma sırasında da ‘Grafik Sanatlar Seksiyonu’ nu kurmuştu. İşleri çok yoğun olduğundan seksiyon başkanlığını bana devretti. Bu arada takvim piyasaya çıktı.  Anımsadığım kadarıyla  savcılıktan takvimin sorumlusuna dava açmak amacıyla TİP Genel Merkezi'ne bir yazı geldi. Bu davadan ceza alınacağı anlaşıldığından, partiyi korumak amacıyla takvimin cezai sorumlusu olarak parti yerine bir kişinin bildirilmesi düşünülmüş ve buna da Müşfik Abi talip olmuş. Ben bunu duyunca hemen Müşfik Abi'ye gittim. Takvimi ‘Grafik Sanatlar Seksiyonu’nun hazırladığını, benim de artık bu seksiyonun yöneticisi olduğumu, savcılığa da benim adımın bildirilmesini istediğimi söyledim. Müşfik Abi o her zamanki koruyucu müşfik tavrıyla davranışımı doğru bulduğunu ama savcılığa kendi isminin bildirileceğini söyledi, ısrarım da sonuç vermedi. Böylece açılan davadan dolayı benim anımsadığım 2.5 yıl hapis yattı. 12 Eylül sonrasının sıkıntıları yanında, sahip olduğu mimarlık bürosunun yoğun işleri de olduğu için tüm iş düzeni, özel yaşamı alt-üst oldu. Bunlardan dolayı hiçbir şekilde ağzından tek bir yakınma sözcüğü duymadım.’’

Bilgileri tazelemek bakımından hatırlatıyorum: O dönemde Müşfik Abi'nin yanısıra Alp Selek, Bekir Yenigün, Yavuz Ünal, Dinçer Doğu, Gündüz Mutluay, Özcan Kesgeç, Vedat Baranoğlu, Nurdan Orpen, Çetin Gözaçtı, İbrahim Sönmez, Vedat Pekel, Ahmet Nalbantoğlu, Adapazarı'ndan, Sakarya'dan, Bandırma'dan Türkiye İşçi Partisi İl ve İlçe yöneticileri ve bu arada isimlerini hatırlayamadığım bazı başka il ve ilçelerden arkadaşlar Metris Cezaevi'nde yattılar. Sanırım en çok yatanlar Alp Selek, Müşfik Erem ve Sosyal İş Sendikası Genel Başkanı Özcan Kesgeç'ti. Özcan Kesgeç beş yıl hapis yatmıştı. Dr. Nejat Yazıcıoğlu, Nermin Aksın, Turgut Gökdere ve Avukat Erşen Sansal gibi arkadaşlarımızın da tutuksuz yargılandığını ekleyeyim. Diğer partili arkadaşlarımız tahliye olduğunda Müşfik Erem ve Özcan Kesgeç tahliye olamamışlardı. Metris Cezaevi'ndeki direnişler sırasında tutukluların, bu arada da Müşfik Abi'nin ciddi zorbalık ve baskılarla karşılaştıklarını da öğrenmiştik. Müşfik Abi’nin bütün tutuklular tarafından çok sevildiğini de onunla hapis yatan arkadaşlardan duydum.

Türkiye İşçi Partililer orada partiyi, sosyalizmi, demokrasiyi ve bağımsızlığı savundular. 12 Eylül'ü ve cuntayı mahkum ettiler. Yani boş yere yatmadılar, orayı mücadelenin bir alanı olarak gördüler. Müşfik Abi'nin de aralarında olduğu tutuklu TİP yöneticilerinin hazırlamış olduğu ortak savunma mahkemede Vedat Baranoğlu tarafından okundu.

Sözü gene Osman Kapusuz’a bırakıyorum: ‘’Hastalığı boyunca önceleri daha seyrek, son bir yıldır da çok sık olarak, çoğunlukla Cevat'la birlikte ziyaretine gittim. Hastalığı her gün ilerliyordu, hareketleri iyice kısıtlanmıştı, sadece oturabiliyordu. Düşüncesini uzun süre aynı konuda yoğunlaştırmakta zorlanıyordu. Sevgili eşi Nuran yengeyi kaybettikten sonra son ikibuçuk ayını da artık yatakta geçirmişti. Yine bu uzun süre boyunca ağzından tek yakınma sözü duymadım. 5-6 ay öncesine kadar da güncel politikayı takip etti. Artık yatakta geçirdiği son zamanlarında sevdiği arkadaşlarımızı yanına götürdüğümüzde çok mutlu oluyor, az duyulan sesiyle konuşmaya çalışıyor, yüzündeki hareket eden az sayıdaki kaslarıyla mutluluğunu bize yansıtıyordu.

Müşfik Erem hakkında olumlu sonsuz anı aktarılabilir, ama onun hakkında tek olumsuz anı bulunabileceğini sanmıyorum.’’

Sevgili Müşfik Erem kararlı ve mücadeleci olduğu kadar, sevecen ve nazik bir insandı da. Tıpkı bu fotoğraftaki diğer arkadaşımız Zeki Kılıç gibi. Her ikisini de saygıyla anıyorum. Güle güle sevgili Müşfik Abi.

Neşet Kocabıyıkoğlu  20.05.2012